İktidar kanadında, boykotların etkisiz olduğu, Maltepe mitingine katılımın düşük kaldığı ve ön seçimlere katılımın az olduğu yönünde açıklamalar yapılıyor. Ancak, bu açıklamalara rağmen, iktidar bloku, bakanlar, Anadolu Ajansı, TRT ve RTÜK aracılığıyla eylemlere katılanlara karşı topyekun bir saldırı başlatmış durumda. Peki, bu panik neden?
Boykot ve Mitingler İktidarı Neden Rahatsız Ediyor?
İktidar, grup toplantılarına sıkışan siyasi mücadelenin sokaklara ve meydanlara taşarak toplumsallaşmasını beklemiyordu. Üniversite öğrencilerinin bu denli "politikleşeceği" de hesapta yoktu. İktidar blokunun refleksleri, tepkilerin kısa sürede söneceği beklentisinin boşa çıktığını gösteriyor. Saraydaki hesaplar tutmayınca ezberler bozuldu. Çünkü sisteme karşı oluşan toplumsal muhalefet, ekonomik ve politik bir hatta ilerleyerek sistemi sorgulamaya başladı. İşte paniğin asıl nedeni bu!
Boykotun etkili olduğu açıkça görülüyor. Bakanlar marketlere girerek alışveriş yapmak zorunda kalıyor, dizi oyuncuları işten atılıyor, senaristler ve sanatçılar hedef gösteriliyor, hatta gözaltılar yaşanıyor. İktidar medyası da "vatandaş ihanet tuzağına düşmedi" gibi manşetlerle kara propaganda yürütüyor ancak bu çabalar sonuçsuz kalıyor. İtiraz edenlerin sayısı giderek artıyor.
Boykotla ilgili olarak ortaya çıkan panik ve çaresizlik hali bir yandan bakanları markete sokarak alışveriş yaptırıyor, diğer yandan da Cem Yiğit Üzümoğlu, Aybüke Pusat gibi dizi oyuncularını işten atmayı, senaristleri, sanatçıları hedefe koymayı, gözaltına almayı da beraberinde getiriyor. İktidar medyası da bu konuda yapacağı her şeyi yapıyor. Gazeteleri ile televizyonlarıyla “vatandaş ihanet tuzağına düşmedi”, “CHP ihanetini millet takmadı” gibi manşetlerle kara bir propaganda yürütüyor ama tutmuyor. İtiraz edenlerin sayıları azalacağına giderek artıyor. Hangi firmanın boykot edileceğini gösteren “Boykotyap” siteleri ardı ardına kapatılıyor. Her kapatılmadan sonra CHP de her seferinde başka bir site açıyor. Tıpkı bir dönemler Marko Paşa Dergisi’nin arda arda kapatıldıktan sonra “Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa” diye devam etmesi gibi. Korkutma da çözüm olmuyor, cezalandırma da! Bir günlük boykot sonrası yapılan hamleler bırakın yarını, günü bile kurtaramadı! Çünkü boykot mali sonuçları bir yana siyasi sonuçlarıyla ses getirdi. Üstelik boykot çağrısında hem zor yoktu, hem de çağrıda “giremezsin, açamazsın, kepenek indireceksin” gibi emir kipleri de yoktu! Balkan ülkelerinde kullanılan bu mücadle modelinin Türkiye’de ilk uygulması olan “Bir günlük boykot” tuttu, CHP’nin bu süreci desteklemesiyle daha da büyüdü. Sayılardan bağımsız önseçim ses getirdi. Maltepe mitingi karşılık buldu. Ane Brun gibi uluslararası sanatçılar gelişmeler sonucu konserlerini iptal etti. AB Türkiye randevularını iptal ediyor. İş öyle bir noktaya geldi ki iktidarla hizalanan Yavuz Bingöl bile “gençleri serbest bırakın” demek zorunda kaldı.
Erdoğan'ın Önündeki İki Seçenek
Bütün bu gelişmelerden sonra Erdoğan'ın önünde iki seçenek var: Biri geri adım atmak, öğrenciler başta olmak üzere, haksız ve hukuksuz tutuklananları serbest bırakmak, diğeri de otoriteyi ve baskıyı daha da arttırmak. Ne yazık ki, Erdoğan'ın ikinci seçeneği tercih edeceği görülüyor. Bu durumda yapılması gereken tek şey, anayasadan kaynaklı demokratik hakları kullanarak mücadeleyi büyütmektir.
- Öğrencilere destek vermek
- Haksız tutuklamalara karşı ses çıkarmak
- Demokratik hakları savunmak
Toplumsal Muhalefetin Gücü
Siyasi gündemin belirlendiği ve psikolojik üstünlüğün el değiştirdiği bu günlerde yeni hedefler belirlemek büyük önem taşıyor. "Ekrem İmamoğlu'na özgürlük" diye imza verenlerin sayısının seçmen sayısının yarısından bir fazla olması hedefleniyor. İlk üç günde 5 milyon imza ile bunun mümkün olabileceği de görülüyor. Çünkü bilinen en önemli gerçeklerden biri, toplumun çoğunluğu ile buluşan eylemlerin iktidarları değiştirebileceğidir!