Yabani Et mi Suçlu? Covid'in Günah Keçisi Kim? Şok İddialar!
Dünya

Yabani Et mi Suçlu? Covid'in Günah Keçisi Kim? Şok İddialar!


23 August 20255 dk okuma36 görüntülenmeSon güncelleme: 30 August 2025

Covid-19 pandemisiyle birlikte gündeme gelen yabani hayvan eti tüketimi ve ticaretine getirilen yasaklar hala tartışılmaya devam ediyor. Oxford Üniversitesi'nden koruma bilimci E.J. Milner-Gulland, bu tartışmalara farklı bir boyut getirerek çözümün yasaklarda değil, sürdürülebilirlik ve denetimde olduğunu savunuyor. Peki, Milner-Gulland'ın bu konudaki görüşleri neler ve neden bu şekilde düşünüyor?

Yabani Hayvan Ticareti: Sadece Hayvanları Değil, İnsanları da Anlamak

E.J. Milner-Gulland, son 25 yıldır Afrika ve Asya'da yabani hayvanların eti, postu, boynuzu, dişi, pulu ve kemikleri üzerinden yürüyen, çoğu zaman kayıt dışı kalan ticareti inceliyor. Başlangıçta araştırmalarının odağında, avcılığın popülasyonlara zarar vermeden ne ölçüde sürdürülebilir olabileceği vardı. Ancak kısa sürede, yalnızca hayvanları değil, onları avlayan ve tüketen insanları anlamanın da en az bu kadar önemli olduğunu fark etti.

Milner-Gulland, bu ticaretin karmaşıklığını ve yerel halklar için ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Yabani hayvan eti, birçok topluluk için önemli bir protein kaynağı ve geçim aracı. Dolayısıyla, bu ticareti tamamen yasaklamak, hem ekonomik hem de sosyal sorunlara yol açabilir. Bunun yerine, sürdürülebilir avcılık yöntemlerinin geliştirilmesi ve ticaretin denetlenmesi, hem hayvanların korunmasını sağlayabilir hem de yerel halkların geçim kaynaklarını destekleyebilir.

Sürdürülebilirlik ve Denetim: Çözümün Anahtarı

Milner-Gulland, çözümün sürdürülebilirlik ve denetimde olduğunu savunurken şu noktalara dikkat çekiyor:

  • Sürdürülebilir Avcılık Yöntemleri: Avcılığın, hayvan popülasyonlarını tehlikeye atmayacak şekilde yapılması gerekiyor. Bunun için avlanma kotaları belirlenmeli, avlanma mevsimleri düzenlenmeli ve yasa dışı avcılıkla mücadele edilmeli.
  • Ticaretin Denetlenmesi: Yabani hayvan ticaretinin kayıt altına alınması ve izlenmesi gerekiyor. Bu sayede, yasa dışı ticaretin önüne geçilebilir ve hayvanların izlenebilirliği sağlanabilir.
  • Yerel Halkların Katılımı: Sürdürülebilir avcılık ve ticaretin başarısı, yerel halkların katılımına bağlı. Yerel halklar, avcılık ve ticaretin yönetimine dahil edilmeli ve bu süreçte söz sahibi olmalı.
  • Eğitim ve Bilinçlendirme: Tüketicilerin, yabani hayvan eti tüketiminin potansiyel riskleri konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca, sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının teşvik edilmesi de önemli.

Milner-Gulland, bu önlemlerin alınmasıyla hem hayvanların korunabileceğini hem de yerel halkların geçim kaynaklarının desteklenebileceğini belirtiyor. Aksi takdirde, yasakların yasa dışı ticareti daha da körükleyebileceği ve sorunu daha da derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.

Covid-19 ve Yabani Et: Gerçek Suçlu Kim?

Covid-19 pandemisiyle birlikte yabani hayvan eti tüketimi, virüsün kaynağı olarak gösterilerek günah keçisi ilan edildi. Ancak Milner-Gulland, bu yaklaşımın sorunu çözmekten uzak olduğunu ve asıl suçlunun sürdürülebilirlik ilkelerine uymayan, denetimsiz ticaret olduğunu vurguluyor.

"Eğer yabani hayvan ticareti sürdürülebilir ve denetimli bir şekilde yapılırsa, hem hayvanlar korunabilir hem de insanlar geçimlerini sağlayabilir. Aksi takdirde, yasaklar sadece sorunu daha da derinleştirecektir."

Milner-Gulland'ın bu açıklamaları, Covid-19 pandemisiyle birlikte yeniden alevlenen yabani hayvan eti tartışmalarına yeni bir bakış açısı getiriyor. Çözümün yasaklarda değil, sürdürülebilirlik ve denetimde olduğunu savunan Milner-Gulland, bu konuda daha kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurguluyor.

Sonuç olarak, Covid-19'un günah keçisi olarak ilan edilen yabani hayvan eti, aslında sorunun sadece bir parçası. Asıl sorun, sürdürülebilirlik ilkelerine uymayan, denetimsiz ticaret ve bu ticaretin yarattığı riskler. Bu nedenle, çözüm yasaklarda değil, sürdürülebilir avcılık yöntemlerinin geliştirilmesi, ticaretin denetlenmesi ve yerel halkların katılımıyla sağlanacak bütüncül bir yaklaşımda yatıyor.